Hani denk geldi mi “tahıl ambarı”yız diye övündüğümüz Konyamız’da Allah’tan son dönemlerde bazı özel kurumlar kendi gayretleri ile bize ekmeğin ne olduğunu yeniden hatırlatmaya başladılar. Allah günahlarımızı affetsin, yokluğunu göstermesin ama, söylemesi ayıp: Biz de neredeyse Trabzon ekmeği, … bilmem nerenin ekmeğini yeme alışkanlığına kapıldık gidiyorduk. Niye? Çünkü Konyalı’nın en büyük zevki ekmek yemek. Biz pilavla ekmek yeriz, tatlı ile ekmek yeriz, katık bulamaz isek ekmeği oturur, kuru kuru yeriz. Uyanıklar da bunu biliyorlar yaaaaa, Konyalı ne versen yer(!) … O yüzden de nimeti küstürmeyeceğiz diye kakala babam kakalaaaa. Ben şahsen son dönemlerde belediyelerin o göstermelik denetlemelerine inanmıyordum. Denetimler denetim gibi, değil şov olmuştu. Alın, mübarek Ramazan ayında Meram Belediye Başkanı biraz sıkıştırıp denetim yapıyor,koca ilçede elinden tutulabilecek bir tek fırın bulabiliyor. Zaten onu da hemen “örnek fırın” seçiyor. Neyse, biz dönelim yazımızın konusuna. Geçen gün iftar saati yaklaşırken çok değerli bir dostum tuttu kolumdan Beyşehir çevre yolu üzerindeki DOĞAN YATAĞANLI Unlu Mamulleri’nin süper marketine götürdü. Evet süper market diyorum, biz arabayı park edeceğiz diye sağımıza solumuza bakarken, girenden çıkandan zannedersiniz ki burada ekmeği bedava dağıtıyorlar. Dahası gelen arabaların modelleri kadar insanların her meslekten ve konumdan olması da şaşırtmıştı bizi. İçeriye girdiğimiz zaman manzara daha da şok edici idi. 50 yıldır bu sektörde olduklarını ifade eden Dursun Doğan tam tamına 196 çeşit unlu mamulü hazırlayıp vatandaşa sunduklarını söylerken buranın üçüncü şubeleri olduğunu da gururla hatırlatıyordu. Kendileri de Konyalı’nın hak ettiği kalitede ekmek yiyemediğinin altını çizerken “Ama biz hemşerilerimizin bu makus talihini yeneceğiz. Nasıl etli ekmek Konya markası olmuş ise bizde ekmek başta olmak üzere unlu mamullerde Doğan Yatağanlı olarak marka olacağız” diyordu. Bizim Konya olarak en büyük sıkıntımızın marka olduğu aklıma gelince, kimse üzerine alınmasın ama, bir fırıncı dostumuzun marka olma yolundaki bu hedefi beni şaşırtıyordu. 50 yıl önce baba Mehmet Doğan’ın oğullarına kara fırın olarak miras bıraktığı yerde evlatlar Dursun, Murat ve Mehmet Ali Doğan; bayrağı aldıkları yerden çok dahaaaa yukarılara doğru taşımanın hazzını yaşıyorlardı. Meram Havzan Mahallesi’nde başlayan bu markalaşma atağında hedef şimdi Türkiye idi. Dedim yaaa, içerisi ana baba günüydü. Düşünsenize bir, fırından ekmek alıyorsunuz ama kapılarda dört ayrı kasiyer, harıl harıl kafalarını dahi kaldıramadan para almaya çalışıyor. İçeride tezgahtar bayanlar müşterilerin isteklerini paketlemeye çalışırken kapının önündeki güvenlik görevlileri araç sürücülerine yardımcı oluyorlar. Çünkü kalabalıktan göz gözü görmüyor. Bu arada bir şeyi daha öğreniyoruz. Burası 24 saat hizmet vererek Konyalılar’ın karınlarını doyurmaya çalışıyormuş. Vallahi helal olsun demekten başka bir şey denemez, ancak bu insanların elleri sıkılır, şapka çıkartılır ve takdir edilirler. Sen Konya’da Konyalı’dan para kazanmayı bu kadar temiz düzenli ve örnek yapacaksın. Hedef ise Türkiye’de marka olabilmek. Ben yine kimseyi kızdırmadan, özellikle ticarette kopyacılığı çok iyi yaptığımız için kısa süre sonra bu şehirde yeni DOĞAN YATAĞANLI’lar çıkar diye düşünüyorum. Ama bu bile örnek bir başlangıçtır. Laf açıldığı zaman ne güzel söyleriz değil mi, “Ne yapacaksan en iyisini yapacaksın” diye… İşte Doğan kardeşler de bunu yapıyorlar. Bu yüzden onlar bizlere de ürettikleri ekmek ile yeniden tahıl ambarında olduğumuzu hatırlatıyorlar. MEMLEKET İNSANI DİYOR Kİ Nimete saygıyı, insana hizmeti görev edindiğimiz zaman ADAM oluruz.